Uzayıp giden engin sular
Tütsülenirdi tüm çıplaklığıyla,
Ganj’da yıkanan işveli kadınların
Haykırışları karışırdı
Bombay gecelerine,
Yığınların ötesinde
Oynaşırdı Rajkapor’un kızları,
Kutsardı tanrılar
Güç verirdi , aşk verirdi
Dağarcığından,
Tac Mahal’de bir başka olurdu birleşmeler
Tazeliğinde baharın
Yeşerirdi katıksız sevgiler.
Sefer ÖRÇEN (Cennetin Doğusunda, s.51)
Tatu'ya
Van - Kadıköy Hattında Bir Gün
Yolculuğa çıkarken her şey yerli yerinde olmalı diye düşünürüz, kurulu düzen devam etmeli ki gözümüz arkada kalmasın. Tekrarlar yapılır, görevler hatırlatılır. Valizler hazırlanır, en önemlisi de yapacağınız iş ile ilgili dokümanların eksiksiz olarak alınmasıdır.(metin, CD, flaş disk vb). Sıra uçağa gidişte, havaalanı vedaları sonrası, yalnızlık çalar kapınızı ve kendinizle baş başa kalırsınız. Uçağın kalkışı ve inişi önemli anlardır, tedirgin oluruz ve aklımıza en kötü şeyler gelir, ama biliriz ki hiçbir uçak havada kalmamıştır. Uçakla yolculukta nedense uykum gelir, bir hayli kestiririm, gazete okuma, bulmaca çözme derken, kaptanın inişe geçiyoruz. anonsu duyulur, Kaptanın ustalığıdır ki, adeta yere konarsınız bugün olduğu gibi. İnsan bir kuş misali, Van’dan çıktık yola şimdi İstanbul’un Anadolu yakasındayız, olasılıkla gelecek Ramazan için inşa edilen modernize edilmiş aşevi ve temaşa çadırları, güneşli bir günde Marmara’nın neşesini paylaşan sıradan insanlar, Tuzla’dan Bostancı’ya düzenli akan trafikte keyifli bir otobüs yolculuğunda gördüklerim. Duraktır gide gele aşina olduğum Bostancı, Boğaz’da karşılaşılan, bulunmaktan mutlu olduğumuz alışkanlık yapan çoğu mekanlardan birisi. Yaşanılan atmosferde birden yalnızlığınızdan kurtulmak sevdiklerinizle soluk almak istersiniz. Bir bakıma yaşam öpücükleridir bu anlar, öyle ki karşılaştığınız bir güzellik büyüler sizi, kendinizi alamaz geriye dönüp baktığınızda martılar süzülür uzaklarınıza, çığlıklar ayıltır sarhoşluğunuzu. Genç bir taksi kaptanı ile yaptığımız söyleşide, kuşak uyuşmazlığına rağmen kısa da olsa İstanbul üzerine bazı şeyleri paylaştım. Candan bir dostla Adatepe Kızılay’ında buluşma, içten bir huzur serinliği, hoş gelmişliğin sevincini paylaşmak güzel bir duygu. Yarı pastoral bir yürüyüş sonrası, açılan bir kapıdan daha önceden aşina olduğum birisi, oldukça küçük akan bir nehir ve annesi dostlarımla karşılaşma. Küçük nehir annesinin desteğiyle “ben Sefey amca” dedi, aynı sözler bir daha yinelendi, “kimmiş?” “Sefey amca”.. Sohbetimiz selamdan sabahtan, bir bakıma yazdıklarım da denilebilir.
Akşam vakti kadim bir dostumla buluşmak üzere gerçekten deniz ile ilgili tüm mahsulleri bulabileceğimiz adı deniz yıldızıyla özleşmiş kafeler ve barların yoğun olduğu gün yorgunluğunu atabileceğimiz Kadıköy’de sözleştik. Burası daha öncede geldiğimiz, mezun ettiğimiz bir öğrencimizin işlettiği şirin bir yer. Bulunduğu sokakta deniz yıldızı mekanın tam karşısında aynı işletmeye ait denizden yeni çıkmış ürünlerin de satıldığı bir yer de var. Akademisyen dostumuz Maslak’tan İstanbul trafiği koşullarının izin verdiği süreç içinde bizden daha önce mekanımıza ulaşmıştı. Adatepe’li dostum ve üstadımla birlikte derin bir sohbete koyulduk. Önce gündemde Van var. Van’da ne var ne yok? sorusuna cevabım öncelikle “Van iyidir hoştur, gölü hoştur” oldu. Ayrıca Van Canavarı da gündeme geldi, hep Van’lı dostlarıma da sormuşumdur neden Vanlılar “Canavar Şenlikleri” düzenlemezler? İngiltere başta olmak üzere dünyada birçok örnekleri var, turizm gelirleri de önemli boyutta. Gerçekten Van’da Cumhuriyet caddesinin kalabalığı içinde akıp gitmek ile Kadıköy’ün kalabalığı nicelik olarak örtüşmese de, en azından insan kompozisyonunda tanıdık Anadolu dokusunu görmek mümkün.. Bu arada ben Çanakkale’de katılacağım çalıştay ve yapacağım sunum hakkında bilgi verdim. Dostum da benim gibi bir ek uğraş bağlamında sanat, müze, görsellik olarak öne çıkan bir bakıma bilimi, popülariteyi de düşünerek insanlara aktarmak, bu aktivitelere özellikle gençlerin ilgisini gözeterek katılımlarını sağlamak çabaları içinde. Google yardımıyla oluşturduğumuz bloglarımızı konuşuyoruz, neler yapılabilir, nasıl geliştirilebilir? gibi. Yaşamın günlük sıkıntıları ve sorunlardan rafine olarak süzülen bizi meşgul eden şeyler öne çıkmaya çabalıyor! Her şey istediğimiz gibi olmuyor ama, bazılarını dondurup bazılarını da radikal bir şekilde çözme yoluna gidiyoruz. Ama eninde sonunda nasıl olsa bize elektrik, gaz, otobüs olarak geri dönmeyeceğini bilerek! Doğal olarak bir bakıma duygularımız, yaşadıklarımız ve de paylaştıklarımız özelinde bir şekilde kültürümüze girmiş olan “geyik” formatında devam ediyor sohbetimiz. Gerçektende ne kadar üretiyosunuz o kadar varsınız sanıyorum İngiliz atasözünün dediği gibi. Sevindirici durum, üstadımızın çabaları ile ilgili üniversitenin sağladığı zeminde gençleri bilim ile buluşturacak bir ortamın yaratılması ve bir müzenin oluşturulması aşamasına gelinmesi. Bize de artık yaratılacak ambians içinde yeni resim sergileri açma girişimleri kalıyor. Geçmişten, İstanbul’da 70’li üniversite yıllarından söz etmek, hocalarımızla olan anılarımızı paylaşmak bir zaman tünelinden geçmek gibi bir şey. Laf lafı açarken nefis midye tava, patates vb. ile biraların kaçıncı sortisindeyiz unuttuk. Fosilleriyle, ortamı renklendiren dinozorlarıyla, giyaben de olsa ortama renk veren aktör ve aktristleriyle olmasını istediklerimizi düşünerek serin, mayhoş bir Kadıköy akşamı yaşadık.Üstadın arabasından ayrılırken yapmak istediklerimiz için birbirimizi yüreklendirerek, bir gün yine hep birlikte bir yerde diyerek söz verdik. Minibüse aktarma yaparak Adatepe’ye yol aldığımızda, günün yorgunluğu atmış olarak, dostlarımda içtiğim final çayı ile birlikte yarın yapacağım Çanakkale yolculuğunun düşünü görmek umuduyla yeni bir yolculuğa yelken açtım.
Sefer ÖRÇEN, 05.09.2007.
Doğa ve İnsan
İnsan insan olalıberi kavgaları, isyanları hiç eksik olmamıştır. Yeri gelmiş onun adına başkaları düşünmüş, aklı tatile çıkmış, aldatılmış ve sömürülmüş çağlar boyunca;
10 Kutsaliyet deyince ürperirim nedense. Hemen öbür dünyaya yolculuk başlayacakmış gibi gelir. Alır götürür bizleri geçmiş yıllara yaşamda olmayanları anarız bir bir, her zaman mistik bir havayı soluruz. Aynı zamanda aklımıza toprak gelir, dizeler dökülür “topraktan geldik toprağa gideceğiz”, kısası-enbiyada bu hep böyle kaydedilir. Bilinen gerçektir ki, daima akıl kutumuzda kutsaliyet kaydı böyle yapılmıştır. Evrenin ilahisi dolaşır gezegenlerde, galaksilerde; güneşimize gelince kuvvetlice hissederiz onu yeryüzünde. Bu ezgi yer yer türkü olur halkların dillerinde, yer yer de tükenişin çığlıkları çağlar boyu. Platon’un düşlerinde yer eder doğayı anlayabilmek için çırpınır günlerce ve yılların ötesinden de bize ulaşır ilk aydınlıklar.
11 Doğanın zenginliği, insan insan olalı bizlere sundukları, dillere destandır. Yerkürenin derinliklerinden gelerek püsküren, aşına aşına arzın merkezine doğru hazinelerini buluşumuzu bekleyen, cevherini tozunu toprağını bağışlayan her şeyimiz öz yurdumuz doğanın yüklü mirası. Onun yüklü mirasını kullana kullana bugünlere geldik, hala da kullanıyoruz. Derin uykumuzda sosyal yaşamımız, refahımız, mutluluğumuz düşer göz kapaklarımıza. Doğayı duyarız her nefes alışta her paylaşmada dolu dolu. Madalyonun diğer yanında zaman zaman açlığın nefreti de kendini gösterir, çağlar boyu hastalıklardan kırılan nesillerin belki de soysal yansımaları düşlerimizi parçalar, tedirgin oluruz. Açlık, cehalet ve kutsaliyetin birleşmesiyle daha da dayanılmaz bir hal alır. Doğanın yüklü mirası acımasızca tüketilir ne pahasına olursa olsun. Kervanın başında duran kötü tohum hasatı haşaratlar sürdürmek isterler imparatorluklarını köleleriyle birlikte ne yazık ki bu zamanda.
12 Mızrak uçlarında ışıldar ölümün gölgesi. Savaş naraları atar yüz binlerin ricatı, can cana diş dişe. Dolaşır öbür dünya cenneti teraneleri. Kendi elleriyle ürettikleri mızrak uçlarından tüm insanlığın kanı akar meydan muharebelerinde. Tanrılarına sundukları kutsaliyet belasına yakıp yıkılan her şey tanrılarının kurbanı insanlık suçudur. Bunun yanında odun ateşinde sözde günahkarların yakıldıkları yüz binler. Tarihte olduğu gibi kimin adına kim istediği için nedeni belli olmayan tanrı ile pazarlıkta becerikli yaratıklar sarar dört bir yanımızı.
13 Tanrılar çıldırdı yaratıklarının isyanına. Doğanın kucağında ateş, su, hava yoğurdu çatlayan toprağı, filizlendi yeni bir yaşam, kol, beden ve akıl gücüyle. Birlikte oluştu kendi geleceğini belirlemek. Gelecek, ateşin yol göstericiliğinde el ele tek yumruk oluşturulan yeni yaşam kürede doğa ile iç içe akıl evreninin ilahilerini söyler, asla ona meydan okumadan. Can suyuna ulaşıp, can buldu insanoğlu, Spartaküs’ün haykırışı yayıldı yer evrenine, can pazarında içildi kanı insanlığın. Yandı çağlar boyu, karanlığı aydınlatan meşaleler. Onur mücadelesi verdi, sorguladı kim ve ne içini, bilincine vardı her şeyi yapan yaratanın kendisi olduğuna, aklını kullanarak. Özgür kölelerin kutsal isyanı çıldırttı zulüm tanrılarını, ağıtları dolaştı ilahilerin yanan ateşinde, uzaklarında doğa evreninin.
3 Eylül 2007 Pazartesi |
Gönderen
Sefer ÖRÇEN
zaman:
04:20
0
yorum
Etiketler: Denemelerim
Senmiydin?
Sen miydin seslenen cumbadan?
Yorgun merdivenlerden gelen senmiydin?
Kapı tokmaklarının ezgisinde
Keyifle ürperen,
Tozlu resimlerde
Sevecen bir bakış senmiydin?
Sardunyalar begonyalarla haşır neşir,
Zaman törpüsü konsolların
Gizemli yalnızlığı,
Ay ışığında
Paylaşılan sevgilerin getirdiği,
Ele avuca sığmayan
Deniz gözlü çocukların sırdaşı,
Büyülü bahçede
Sevgilinin kollarında sallanan senmiydin?
Zamanın getirdiği bir soluk, bir dost,
Özlemlerin getirdiği bir arayış bir ses,
Açılan kapıdan gelen senmiydin?
S.ÖRÇEN
("Cennetin Doğusunda",s.4)
Yerküre ve Doğa Kültürü Bilincinin Oluşumunda Kayaçlar ve Fosillerin Rolü
Dünyanın oluşumundan insanlığın gelişimine kadar jeolojik zamanlar boyunca yerkürenin geçirmiş olduğu jeolojik evrimin izlerinin, insanlık tarihinin ilk uygarlıklarında gereksinimlere göre biçimlenmiş yönüyle açıklanmaya çalışıldığı tarihi kayıtlarından öğrenilmektedir. Bu uygarlıkların kültür dokuları içinde bilimsel düşüncenin ilk ışıkları ve inançların ayrı kulvarlarda ele alındığı ve değerlendirildiği de belirlenmiş gerçekler arasındadır. İnsan topluluklarının miladi dönemlerdeki yaşamlarında düşünsel gelişimlerine ve inançlarına belli egemen çevrelerce doğmalar temelinde korku ve sindirme ile sömürülerek konulan ipotek, yerküreyi kuşatan yaşam kürede doğanın algılanabilmesine olanak vermemiştir. Her şeye rağmen gereksinimlerin dayattığı ve daha iyi yaşam koşullarına ulaşma çabası içinde oluşan entellektüel bilinç, “yeniden doğuş” ile özellikle Avrupa’yı sarsmıştır. 18. yüzyıla gelindiğinde fizik, kimya, biyoloji ve jeoloji bilim dallarının gelişimi sonucunda insanoğlu, yerküreyi ve doğa olaylarını daha iyi anlayabilmiş, “Sanayi Devrimi” sürecinde yerüstü ve yeraltı doğal kaynaklardan yararlanabilme olanağı bulmuştur.
İnsanlık tarihinin gelişiminde doğa ve yerküre ile barış içinde yaşama, bilimsel ve teknolojik üretim açısından insanlık için olumlu katkılar sağlarken, diğer yandan doğaya ve yerküreye meydan okuyarak yapılan uygulamalar, insanoğlunun kendi kendini yok etmesine yol açmıştır. Yerkürenin ve üzerinde yaşayan doğanın işleyen yasaları diyalektik bir bütün içinde işlemektedir. Ancak günümüzde, insanlık tarihinin miladi dönemlerinin başlangıcından “Yeniden Doğuş” a kadar geçen insanlığın katledildiği karanlık dönemlere öykünülerek ve yeni imajla küreselleşerek insanların sömürülmesi eylemleriyle yerküre ve doğa kültürü yok edilmeye çalışılmaktadır. Yerüstü ve yer altı doğal kaynakların çok önemli bir bölümünü oluşturan kayaçlar ve fosillerin milyarca yıllık serüveninin, yerkürenin oluşumundan insanlığın gelişimine bilimin ışığı altında, ülkemizde ilköğretim ile lise aşamasındaki eğitim ve öğretimde, doğma ve hurafelerden uzak çağdaş bir anlayışla anlatılması, doğayla barışık bir yerküre kültürünün oluşturulmasında yararlı olacaktır. Kayaçların ve fosillerin yararları, insanoğlunun sosyal ve kültürel gelişimleriyle ilişkili olarak düşüncelerine ve sanatına yansımalarını konu alan üretimler, tüm topluma her türlü etkinlikler ile yaygınlaştırılmalıdır. Bu yaklaşımlar ile oluşturulacak bir yerküre kültürü, yerkürenin oluşumundan insanlığın gelişimine değişimler ve dönüşümleri anlayabilmeyi ve de özümseyebilmeyi olanaklı kılacaktır.
S.ÖRÇEN
